7 tane "spor yazarları" etiketli yazı bulundu
"spor yazarları" tagli diger ogeler resimler
,
videolar30 Mart 2008 12:55 · ahmet.fatih1
· Etiketler
futbol
,
spor
,
spor haberleri
,
spor yazarları
KAZIM KANAT: 17 DAKİKA VARDI TESLİM OLDULAR
(SABAH)
Büyük derbinin özetinin özeti şudur: Beşiktaş sadece üç puan kaybetmedi, şampiyonluğu kaybetti. F.Bahçe üç puan kazanmadı, şampiyonluğun kapısını sonuna kadar araladı. Derbinin üç noktası çok önemliydi:
A-Zico'nun maç planlaması mükemmeldi. F.Bahçe, müthiş savunma yaptı. Kenarları kullanarak hücuma çıktı. İkinci yarıda farkı korumak yerine fark için savunmayı riske etti. Şentürk'ü alma kararı cesurcaydı.
B-Sağlam'ın ilk 45'teki planlaması hatalarla doluydu. Kötü savunma organizasyonu yapıldı. Hücuma üç oyuncu ile çıkarak (Holosko, Nobre ve Özkan) F.Bahçe'nin tuzağına düştü. Özellikle Üzülmez'in bölgesinin çöküşünü seyretti. İkinci 45'te ise Sağlam, Üzülmez'i oyundan alıp doğru yaptı. Ama yine de dengesiz hücum ve dengesiz savunmaya önlem almayarak yenilginin bir numaralı sorumlusu oldu.
C-Hakem Yıldırım'ın faul yorumları tek kelime ile felaket. MercimekKazım mücadelesindeki pozisyon, Kazım'ın lehine penaltı. Hakem Kazım'a faul verdi. Kazım'ın topu voleybolcu gibi tokatlaması da penaltıydı. (Yardımcı hakem Ulusoy ise gözünün önünde taca çıkan topa devam demesi ise felaketti!)
... Uzatmayla birlikte 17 dakika varken maçı ve şampiyonluğu bıraktı. F.Bahçe de Chelsea maçını düşünerek maçı bıraktı. Yoksa!..
GÜRCAN BİLGİÇ: ALEX'İN TAKIMI (SABAH)
Fenerbahçe, tüm önemli maçlardaki özelliğini hemen devreye sokarak, daha ilk dakikada İnönü çimenlerinde, "Burada iyi olan benim" mesajını verdi. Hem rakibine, hem de tribünlere bunu öyle bir hissettirdi ki, Beşiktaş'ta ne sahasında oynamanın avantajı kaldı, ne de galibiyetten başka skorun tatmin edemeyeceği anlayış farkı.
... Semih, Alex'e ikramını yaptı, kaptan da gerekeni..
Gökhan Gönül, Maldonado, Edu ve Volkan Demirel'in maçın Fenerbahçe adına önemli isimleri olduğunu da belirtmeliyiz.
Teknik direktör Zico takımının kalitesine inanıyor ve bunun sonuçlarını da elde ediyor. Chelsea maçı öncesinde, dünkü Kezman'ı izledikten sonra, Semih'e kulübede yer gösterirken bir kez daha düşünmeli.
AHMET ÇAKAR: PENALTI KAYNADI (SABAH)
Fenerbahçe, şampiyonluk yarışında en önemli engellerden birini aştı. Üstelik Beşiktaş gibi bir rakibi İnönü'de yenerek. Fenerbahçe hak etti mi? Anasının ak sütü kadar. Çok iddialı olacak ama Beşiktaş'ın gol dışında neredeyse çok önemli bir pozisyonu bile yok. 90 dakika maç neredeyse Fenerbahçe'nin kontrolünde geçti...
Maç boyu kötü oynayan Beşiktaş yenilmeyebilirdi. Eğer hakem Yunus Yıldırım hakemlik yapsaydı. Çünkü son dakikalardaki bir hava topu mücadelesinde Colin Kazım ceza alanında bariz şekilde elle oynadı. Çok açık bir penaltıydı. Ama Yunus Yıldırım görmedi.
Aslında dün gece hakem yönetimini hiç beğenmedik. Verdiği kartların yarısı yanlış. Ama yukarıda da belirttiğimiz gibi maça tesir eden en büyük hatası vermediği açık penaltı.
ÖMER ÜRÜNDÜL: F.BAHÇE ZİCO'YA RAĞMEN KAZANDI (SABAH)
F.Bahçe çok önemli derbide Zico'nun çok büyük hatasına rağmen maçı kazanmayı bildi...
... Zico hiçbir şey yapmayan Kezman'ı sahada tutmaya devam ederken Uğur sakatlanınca Semih'i alıp tam bir harakiri yaptı. Halbuki o dakikada Kezman'ı da çıkartıp Semih ile birlikte Selçuk veya Ali Bilgin'den birini sahaya sürmesi gerekiyordu. Bu yanlışı değerlendiren Beşiktaş beraberliği sağladı. Ardından yaptıkları atak girişimi gol kokmaya başladı.
İşte bu olumsuz ortamda Alex-Semih işbirliğiyle başlayan bir atakta Semih'in mükemmel asistiyle F.Bahçe skor avantajı yakaladı. O anda da Zico nihayet uyanıp Kezman'ı çıkarınca Semih'in de başarılı nokta santrfor icraatlarıyla oyuna hakim olup geride sıkıntı yaşamadan başka pozisyonlar bularak maçı bitirdi. Maç eksikliğine rağmen böyle bir derbide sorumluluk alan Maldonado futbol bilgisiyle ve basit oyunuyla takımına katkı sağladı.
LEVENT TÜZEMEN: KALİTE FARKI (SABAH)
Oyunun bu kadar çok durduğu bir derbi izlemedim. Kağıt üzerindeki favori Fenerbahçe derbiyi kazanarak Beşiktaş'ı yarıştan uzaklaştırdı. Maç öncesi iki teknik adamın yorumunda Zico, "Kazanmaya gidiyoruz" derken, Ertuğrul Sağlam da "Kaybetsek dahi yarıştan kopmayız" açıklamasını yapmıştı.
Sağlam'ın bu olumsuz açıklaması takımına da yansıdı ve ilk yarı sahada pozisyon üretemeyen, ayağa iki pas yapamayan, acemiler mangası gibi bir Beşiktaş vardı...
SELÇUK YULA: HAKLI GALİBİYET (FOTOMAÇ)
Fenerbahçe bu galibiyeti kesinlikle hak eden taraf oldu. İstediği zaman tempoyu yükseltti, istediği zaman Chelsea maçını düşünerek tempoyu indirdi, istediği zaman da golü bulan taraf oldu. Beşiktaş'ın 3 puana daha çok ihtiyacı vardı. O yüzden de hepimiz siyah-beyazlıların oyuna daha hızlı ve istekli başlayacağını zannediyorduk.
Planda aksayan tek taraf, ikinci golün bulunamaması oldu. Fenerbahçe golden sonra kabuğuna çekildi. Beşiktaş'ın üstüne gelmesini bekledi. Top Beşiktaş'ın ayağında daha fazla dolaştığı anlarda gene pozisyonlar bulan Fenerbahçe oldu ama ikinci gol gelmedi. İlk 45 dakika böyle bitti.
Neticede Fenerbahçe, Beşiktaş'ın şampiyonluk umutlarını başka bahara atarken, Chelsea için de büyük moral depoladı. Bir de şuna dikkat: Alex kornerleri atamıyor, çünkü polislerden yer yok. Alex kornerleri atamıyor, çünkü her gitiğinde kafasına bir şeyler yiyor. Ne yapmak isteniyor, anlamıyorum. Bu çocuk birkaç gün sonra ülkemiz için çok büyük bir sınava çıkacak. Sahada sakatlanmadı da saha dışında mı sakatlansın! Hiç mi düşünülmüyor?
İLKER ATEŞ: KAPASİTE BU! (FOTOMAÇ)
İlk golü atanın kazanmaya yakın olacağını söylemiştik. Aynen öyle oldu. Fenerbahçe golü beklediğinden de erken bulunca Beşiktaş'ın ilk yarıda kafası karıştı. Koskoca 45 dakika adeta bozuk para gibi harcandı. Delgado'nun uzaktan attığı bir şut dışında Beşiktaş, Fenerbahçe kalesini yoklamayı bile başaramadı.
Beşiktaş asıl çöküntüyü sol kanadında yaşadı. Tello ve İbrahim bu kulvarda Fenerbahçe'nin Gökhan ve Kazım'la gelen atakları karşısısında perişan oldu. Zaten Alex'le gelen ilk gol bir sağ taraf bindirmesinin sonucuydu. Beşiktaş'ın savunma kapasitesi bu kadar. Yine bir yan topta herkes seyredince Rüştü topu ağlarında gördü. Baki bir felaket. Böyle bir oyuncunun Beşiktaş'ta oynaması herhalde bir yönetim fiyaskosu olmalı. Ne kafa topu alabildi, ne doğru dürüst top kullanabildi.
İki haftada altı puan kaybeden bir takımın artık şampiyonluğu mucizelere kaldı. Ligin boyu kısaldığına göre bu mucizenin gerçekleşmesi çok zor. Fenerbahçe profesyonelce oyundan vakit çalarak Beşiktaş'ın tüm umutlarını söndürdü. Şampiyonluk başka bahara.
TURGAY DEMİR: BEKLENEN UYKU! (FOTOMAÇ)
Fenerbahçe'nin, Chelsea maçını da düşünerek gücünü ekonomik kullanacağı ve ilk 20 dakikada bir gol bulmaya çalışacağı belliydi. Aynen de öyle oldu. Ne var ki herkesin bildiğini Beşiktaşlı oyuncular da, teknik adamlar da pek önemsemediler. Beşiktaş gerekirse Toraman ve Cisse'ye çift ön libero oynatıp, Fenerbahçe'nin planlarını suya düşürmeliydi. Bunu yapmadılar.
Aradığı golü Alex'le bulan Fenerbahçe için artık zaman çalmak ilk hedef olmuştu. Yere yatan sedye görmeden kalkmazken, taç atışları merasimle kullanıldı. Volkan da aynı şekilde her aut atışını törene çevirdi. Hakem Yunus Yıldırım'ın buna karşılık yaptığı tek şey seyretmekti. Tüm bunların yanı sıra asıl zaman hırsızı ise Alex'ti. Sahaya konfeti atılsa yere yattı, korner atışlarında tek kelimeyle tiyatro oynadı. Evet bunlar belki profesyonellikti ve galibiyete giden her yol mübahtı birilerine göre.
Sonuç olarak Fenerbahçe kendi planını uyguladı ve şampiyonluk yolunda altın değerinde üç puan aldı. Beşiktaş ise sağır sultanın bildiği Fenerbahçe taktiğine karşı hiçbir tedbir alamamanın bedelini bana göre şampiyonluk yarışına veda ederek ödemiş oldu.
NECATİ BİLGİÇ: ÜÇ YILDIRIM (FOTOMAÇ)
Fenerbahçe ile Beşiktaş'ın İnönü Stadı'ndaki yılın en önemli derbisinde geceye imzasını vuran üç Yıldırım vardı. Birincisi Fenerbahçe takımının bu kadar güçlü olmasında payı olan başkan Aziz Yıldırım, ikincisi maça getirdiği kızıyla uğur yaparak galip geleceğini sanan Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören, 3.'sü de Kartal'ı berabere getirmek için elinden geleni arkasına koymayan Baki'ye kırmızı kartını çıkarmayan, penaltıları es geçen maçı bu yılın rekor uzatmasıyla 98 dakika oynatan güya FIFA kokartlı hakem Yunus Yıldırım.
İlk yarının bu şekilde biteceği sanılırken dün özellikle ilk yarıda Beşiktaş'ın sol kanadını dağıtan Kazım'ı Baki'nin yaka paça indirmesinde aleyhine çalınan faule herkes şoke oldu.
KORKUT GÖZE: İKİ RUHLU! (HÜRRİYET)
OLACAK iş mi, bir derbi böyle mi oynanır...! Ve kenar yönetim İnönü'de bir derbiyi böyle mi yönetir...
1.70 boyundaki Alex girip kafayı vuruyor, 1.90'lık Gökhan Zan ile Baki Mercimek sanki birer seyirci. Colin Kazım, sağ kulvarı bir otoban gibi kullanıyor. Arkadan gelen Gökhan Gönül deparları ile İbrahim Üzülmez-Tello ikilisini silindir gibi eziyor. Ortalar, şutlar gırla gidiyor. En ufak bir önlem gelmiyor kenardan...
Orta saha yolgeçen hanı! F.Bahçe bu geniş alanda şov yapıyor. Top gezdiriyor, oyun kuruyor. Gönlünce dolaşıyor!
Bir Allah'ın kulu çıkıp da F.Bahçe'nin bu alandaki egemenliğine isyan etmiyor.
Bir derbi böyle mi oynanır. Bir derbi böyle mi yönetilir!
Devre arasında İsmail Er sordu... Beşiktaş'ın en iyisi kim?
Parmağımla işaret edeceğim tek adam bulamadım. Bir derbi böylesine duygusuz oynanır mı... Tribünlerin yırtınması, bağırması ve coşkusu da boşuna. Sistemsiz-plansız bir takım ne yapabilir. Silahlarını nasıl ateşler!
Her neyse, bazen iyi oyun da kazanmak için yeterli olmuyor.
Eğer Alex gibi bir adamın yoksa, hüsran her zaman kapını çalabilir!
ERMAN TOROĞLU: FENERBAHÇE BİR ADIM ÖNDE (HÜRRİYET)
Sarı lacivertlilerin bir avantajı da takımda oynayan oyuncuların yerlerinde fazla değişiklik olmaması. Beşiktaş'ı düşünün, geri dörtlüsüne bakın, her maçta değişik çorba gibiler. İbrahim Toraman, sağbek oynadı, çift santrhaf oynadı, ön libero oynadı. Dönüyorsunuz Baki, geri dörtlünün her yerinde oynadı. Bu kadar çok adamın oynadığı yerde eğer takımı teknik adam olarak standart hale getirememişsen baş sorumlu sensin. Sarı lacivertlilerin Şampiyonlar Ligi'nde oynaması, psikolojik olarak ve fiziksel olarak diğer takımların üzerinde etkili oluyor. Alex, yine takımının her şeyi. Hem oynuyor, hem oynatıyor.
Bu maçtan sonra klasik bir laf var ya; Artık önümüze bakalım diye. Fenerbahçe, önüne bakacak da Beşiktaş nereye bakacak bilemiyorum.
CAN BARTU: ALEX FARKI (HÜRRİYET)
Fenerbahçe ilk yarı çok iyi mücadele etti. Çabuk ve süratli oynadılar, istediklerini yaptılar. Alex, akıl dolu bir gol attı, takımını öne geçirdi. Bu golde Beşiktaş defansının büyük hatası var. Gökhan, Cisse ve Baki gibi üç uzun adamın arasından Alex kafayı vurdu, Rüştü'yü avladı. Şampiyonluğa oynayan bir takım böyle gol yerse sonucu hüsran olur.
Beşiktaş, mutlak kazanmak zorundaydı. Olmadı ve lider F.Bahçe'nin 5 puan gerisine düştü. Üst üste iki yenilgi aldılar. Moral olarak çöktüler. F.Bahçe'yi devirselerdi, avantajlı konuma geçebilirlerdi. Son dakikalarda Ali Bilgin ile F.Bahçe o kadar net pozisyon buldu ki, o topun kaleye girmemesi mucize. Bomboş kaleye golü atamadı.
Böyle bir futbolcu F.Bahçe'de forma giyiyor. Olacak iş değil. Fenerbahçe, seyirci baskısından etkilenmiyor. Tecrübeli oyuncuları var. Kötü oynasalar bile sahada rahat hareket edebiliyorlar. Sarı lacivertliler, iyi oynadığı zaman bu ligin iki gömlek üzerinde bir takım. Özellikle de süratli ve çabuk oynadığında.
Dün gecenin kahramanı tartışmasız Alex'ti. Attığı iki golle büyük bir zaferi getirdi takımına. Onun dışında da F.Bahçe'de ön plana çıkan başka futbolcu yoktu.
RIDVAN DİLMEN: FENER HAK ETTİ (MİLLİYET)
Dakika 3. Fenerbahçe'nin Beşiktaş'tan daha oturaklı bir ekip olduğu, daha iyi oyunculardan kurulu bir takım olduğu hemen ortaya çıktı. En önemlisi de sistemine sadık, pozisyon almasını daha iyi bilen bir takım görüntüsü veriyordu.
Beşiktaş, 1-1'i yakaladıktan sonra kazanabilirim ümidini yaşarken, kontrolü bilmediği için kontra yedi. Semih, Gökhan Zan ile bire bir kaldığında Nobre'nin Alex'i düşürmesine avantaj uygulayan Yunus Yıldırım golü getirdi. Zaten çok formda ve istekli olan Alex yerden kalkarak pozisyonu takip etti ve Fenerbahçe'yi yine öne geçirdi.
Oyunun devamında demoralize olan Beşiktaş takımını, Fenerbahçe ayağa paslarla daha fazla demoralize etmeye çalıştı. Baktığımız zaman sabaha kadar oynansa Fenerbahçe'nin en azından kaybetmeyeceği gözüküyordu.
Sonuçta birbirine çok alışık, derbilerde ve Avrupa'da sistemiyle doğru işler yapan Fenerbahçe takımı, stres altındaki Beşiktaş'ı hak ederek yendi.
Hakem Yunus Yıldırım müthiş güzel bir maç yönetti.
Mustafa denizli: Hatırlarda kalacak... (milliyet)
Bir hafta önce Beşiktaş puan farkıyla ligin lideriydi. Oynanan 2 maçtan sonra ise liderin 5 puan gerisinde...
Bu kadar kritik haftaların yaşandığı ligde Beşiktaş lideri yenip, liderliği yakalama şansı varken, enteresandır oyunda düşünülen tempoyu, baskıyı 45 dakika ortaya koyamadı. Gol pozisyonu fazla olmayan maçta oyunun kaderini kritik top kayıpları belirledi.
İlk yarıda yardımcı hakemin verdiği çok kritik bir karar vardı. Kazım, Fenerbahçe'yi atağa çıkarıyor, ama muhtemelen topu taç çizgisinin dışından alıyor. Bu top kesilip, Beşiktaş atağına dönüşüyor. Topla son oynayan Delgado. İstediği pası yapabilse belki Beşiktaş öne geçecek, ama top kaybı Fenerbahçe kontratağına dönüşüyor. Tekrar Kazım'la buluşan top Fenerbahçe'nin golünü getiriyor.
Bu sadece maçı değil, belki şampiyonluğu da kaybettiren bir atak oldu. Esasında derbi için mükemmel bir ortam vardı. Bütün şartlar futbol için müsaitti. Oyun içinde sevimsiz hareketler olsa da hatırlarda kalabilecek bir derbi oldu. Bu derbi hatırlarda kalacak, ama Beşiktaş'ın şampiyonluğu kaybettiği bir maç olarak...
26 Mart 2008 13:28 · ahmet.fatih1
· Etiketler
fenerbahçe-beşiktaş maçı
,
futbol
,
spor haberleri
,
spor yazarları
Fotomaç sordu futbol otoriteleri cevapladı. Cumartesi günü BJK İnönü stadı'nda oynanacak Beşiktaş-Fenerbahçe derbisini kim kazanır? Neden?
***
Avantaj Fener'de
Kanat'a göre Belediye yenilgisi Beşiktaş'a galibiyetin kapısını açtı. Tulun, Tongo ve Demir de Kartal'ı maçı kazanmaya yakın görüyor, "Yarıştan kopmaz" diyor Ateş, Türkmen, Tüzemen, Günen, Bilgiç ve Zorlu'nun görüşü ise: Puan olarak geride kalan Beşiktaş stresli olacak. F.Bahçe rahat çıkacağı maçtan puanla ayrılır.
Hafta sonundaki Beşiktaş-Fenerbahçe derbisini yazarlara sorduk. Zirvedeki 4 takımı ilgilendiren maçta Fenerbahçe bir adım önde görünüyor. Beşiktaş'ın puan olarak geride olması bazılarına göre avantaj, bazılarına göre ise dezavantaj. Tek dileğimiz maçın centilmence geçmesi, karşılaşmayı hak eden takımın kazanması.
Kazım Kanat: Hayırlı bir
yenilgi!
Beşiktaş lider olsaydı kesinlikle bu maçı F.Bahçe kazanırdı. Çünkü Beşiktaş stres altında 'işi bu maçta bitireyim' diyerek futbol disiplininden uzaklaşacaktı. Şimdi ise her şey tersine döndü. Beşiktaş hayatını ortaya koyacak, F.Bahçe ise 'nasılsa iki puanlık avantajım var. Bana beraberlik bile yeter' diyerek risk almayacak. Denizcilikte bir tabir var: Kıç ıslanmadan balık tutulmaz. Beşiktaş bu maçı kazanacaktır. Elbette bu maçın bir başka aktörü hakemler. Umarım hakem hatalarıyla puan ve oyuncu kaybeden Beşiktaş bu maçta haksızlığa uğramaz. Eğer uğrarsa Beşiktaş kongre üyesi Hasan Doğan'a tüm güven sarsılır.
Hadi Türkmen: F.Bahçe 2-1 alır
Kartal geçen haftaki kaybından dolayı maça stresli çıkacak. Puan olarak geride olması da hücum oynamasına neden olacak. F.Bahçe ise daha temkinli, sakin mücadele edecek. Üzerine üzerine gelen Beşiktaş savunmasını hazırlıksız yakalamak için kontratak taktiği uygulayacak. Beşiktaş, 'yenilirsem havlu atarım' düşüncesinde olurken, F.Bahçe ise 'berabere kalsam şansım devam edecek, yenersem farkı açarım" mantığını sahaya yansıtacak. Beşiktaş için sahasında oynayacak olması elbette avantajı. Ancak ben soğukkanlı ve dikkatli olacak F.Bahçe'nin maçı kazanacağını düşünüyorum. İçime doğdu, skor da belli: 1-2.
İlker Ateş: 12 kişilik Beşiktaş
Beşiktaş kazanırsa yarışın ciddi favorilerinden biri olur. Kaybederse yarıştan kopar. Beşiktaş, Belediye yenilgisiyle büyük bir avantaj kaçırdı. Kaldı ki, F.Bahçe maçından sonra Sivas'ı da deplasmanda yenmek zorunda. F.Bahçe sistemi ve oturmuş kadrosuyla öne çıkıyor. Beşiktaş'ta ise bitmek tükenmek bilmeyen savunma hataları her maçta başına dert açıyor. Eğer Cisse ve Serdar Kurtuluş oynarsa Kartal maçı kazanacak duruma gelebilir. Saha ve seyirci avantajı da Beşiktaş'tan yana. Unutmamak gerekir ki Beşiktaş'ın seyircisi böyle maçları seyretmiyor, oynuyor. Yani ev sahibi takım maça 12 kişiyle çıkmak gibi bir avantaja sahip.
Gürcan Bilgiç: Kartal stres yapar
İnönü'de Beşiktaş'ın en büyük silahı puan olarak F.Bahçe'nin önünde olmasıydı, bunu son maçta kaybetti. Sahaya kazanmak zorunda olduklarını bilerek çıkacaklar. F.Bahçe de bu fırsatı değerlendirecektir. Beşiktaş'ın savunması malum. F.Bahçe'nin de geride boş alan bırakan takımlara karşı neler yaptığı biliniyor. Dengeleri bozacak tek şey Beşiktaş seyircinin Liverpool maçında olduğu gibi müthiş bir gün yaşaması olabilir. Ama ben gollü bir maç olacağını ve F.Bahçe'nin yenilmeyeceğini tahmin ediyorum. Elbette Delgado ve Alex takımları adına çok önemli oyuncular. İkisi de lider. İyi oynadıklarında sonucu değiştiriyorlar.
Turgay Demir: Chelsea ve Deivid
Kafasında Chelsea varken 'F.Bahçe, Beşiktaş maçına ne kadar motive olacak' bu sorunun cevabı çok önemli. Bana göre 90 dakika kıran kırana bir mücadele sarı-lacivertlilerin işine pek gelmez. Dolayısıyla F.Bahçe maçın başlarında bir gol atıp sonra mümkün olduğunca tempoyu düşürmek isteyecektir. Geçen sezon İnönü'de aynı taktikle kazanmıştı. Bunu bir kez daha başarabilirse puan alması mümkün olur. Deivid'in yokluğu F.Bahçe için çok önemli. Beşiktaş'ın bu avantajı iyi değerlendirebilmesi için orta sahada Alex'in rahat top kullanmasını da önlemesi gerekiyor. Bu taktirde Kartal'ın 3 puan alma ihtimali çok yükselecektir.
Murat Zorlu: Finallerin takımı
Zico'nun Deivid'in yerine kimi oynatacağı kilit nokta. Normalde Kazım'ı tercih eder. Ama bence Önder'in önünde Gökhan'ı kullanmalı. Böyle yaparsa hem Chelsea maçında oynayacak Önder'i hazırlamış olur, hem de hücuma yatkın olan Gökhan'ın bu özelliğinden faydalanır. Diğer tercih Maldonado- Selçuk ikilisi olabilir. Aurelio da Deivid yerine çekilir. Cisse oynamazsa Beşiktaş zorlanır. Çünkü Toraman orta sahada onun kadar, Baki veya Gordon da defansta İbrahim kadar verimli değil. Beşiktaş geride olduğu için stresli olacak. F.Bahçe böyle stresli ve final sayılacak maçları bu sezon çok oynadığı için daha avantajlı.
İskender Günen: F.Bahçe şanslı
Bu derbi diğer şampiyonluk adaylarını da ilgilendiriyor. Kabul etmek gerekir ki F.Bahçe gerek oyuncu bazında gerekse oyun bazında şampiyonluktaki rakiplerinden çok üstün bir takım. Beşiktaş maçında kendileri için büyük önem taşıyan Deivid'in oynamayacak olması en büyük dezavantajları. Beşiktaş ise kendi sahasında taraftarını arkasına aldığı maçlarda başarılı sonuçlar alan takım. Fakat savunmada bireysel hataları üst düzeyde olduğundan böylesi maçlarda sorunlar yaşayabilirler. Derbi maçlarının sonuçlarını kestirebilmek kolay değil. Ama kağıt üstünde baktığımızda F.Bahçe daha şanslı görünen takım. Üstelik puan olarak da İnönü'ye önde gitmesi avantajı.
Levent Tüzemen: Agresif kaybeder
Derbide stresli taraf Beşiktaş olacak. Çünkü kaybettiklerinde F.Bahçe'nin 5 puan gerisine düşecekler. Eğer F.Bahçe seyirci baskısından etkilenmez ve Şampiyonlar Ligi'ndeki Chelsea maçını düşünerek oynamazsa galibiyete yakın taraf olur. Yalnız Beşiktaş'ın bir başka özelliği saha içerisinde agresifliğin ötesinde kavga eder gibi oynaması. F.Bahçe bu tür sert mücadelelerden hoşlanmayan bir takım. Nobre'nin hırçınlığı, Lugano ve Edu'yu sinirlendirebilir. F.Bahçe, Beşiktaş'ın kavgacı oyun tuzağına düşerse sayısal olarak eksilebilir, derbiyi de kaybedebilir. Bu nedenle derbi tam anlamıyla taktik savaşı olacak. Ancak görünen F.Bahçe'nin artılarının daha çok olduğu.
Bülent Tulun: Hesabı kapatır
Beşiktaş'ın geçen yıldan kalan bir hesabı var. Geçen yıl F.Bahçe'yi yenseydi belki de şampiyon olacaktı. Büyük takımlar güç zamanlarında daha fazla konsantre olur. Bobo'nun atılması, son maçta Belediye'ye mağlup olması Kartal için pozitif sinerjiye dönüşür. F.Bahçe'nin aklı büyük ölçüde Chelsea maçında olacak. Derbide beraberlik büyük ihtimal. Ancak bir takım kazanırsa bunun Beşiktaş olacağını düşünüyorum. Bobo'nun olmaması Beşiktaş için çok büyük dezavantaj değil. Oysa Deivid'in olmaması F.Bahçe için dezavantaj. Çünkü Deivid bu sezon çok iyi oynuyordu. Kazım veya Ali Bilgin ya da kim oynarsa Deivid'in yerini dolduramaz.
İsmet Tongo: Favori kazanmaz
Görüntüde F.Bahçe favori. Daha derli toplu, daha iyi bir takım görüntüsü verdiği için. Ancak bu gibi maçların 'favorisi şudur' denilmiyor. Favori değil, o gün güçlü olan kazanıyor. Maç İnönü'de. Yani Beşiktaş'ın sahasında. Bu bir avantaj. Ama bu maçların adamı Bobo yok. Her şeye rağmen Beşiktaş'ı galibiyete yakın görüyorum. Eğer bir ikinci sonuç olursa o da beraberlik. Şimdi 'Beşiktaş'ı niye favori göteriyorsun' diyeceksiniz. Ben Beşiktaş'ın sahasında daha akılcı bir futbol oynayacağına inanıyorum. İki takımın oyun düzenine bakarsanız Beşiktaş'ın F.Bahçe'den tek farkı rakip sahaya yerleşmesi ve orada fazla kalması. Bu da gol atmak için büyük bir baskı kurması demek.
25 Mart 2008 09:49 · ahmet.fatih1
· Etiketler
futbol
,
futbol haberleri
,
hıncal uluç fenerbahçe
,
spor
,
spor yazarları
İşte Hıncal Uluç'un Fotomaç Gazetesi'ndeki köşe yazısı...
Polat, Canaydın'ın kuklası, maketi, olarak göreve devam ediyor. Onun desteğini almak için bütün taleplerini kabul etti
Damdan düşen değil mi Polat? Albayrak'tan ne farkı var? Halden anlaması lazımdı ama liseciler istemeyince listesine almadı
"Bir gün herkes Fenerbahçeli olacak" diye bir laf var. O süreç başlamıştır. Çünkü yakında 'Galatasaray' diye bir şey kalmayacak
Karşısında güçlü bir aday olmamasına karşın Adnan Polat, seçimde oy kullanan 2653 üyeden 2148'inin oyunu almayı başardı. Bu, Polat'a karşı bir güvenoyu mudur?
Adnan Polat'tan değil de Özhan Canaydın'dan konuşalım.
Adnan Polat, Özhan Canaydın'ın kuklası, maketi, maskotu olarak göreve devam etmektedir. Durum daha birinci günden belli oldu. Özhan Canaydın başkanlığı bıraktı, iyi de etti. Ben Hıncal Uluç olarak, onun 30 yıllık bir dostu olarak en azından sağlığı açısından, bu işi bırakmakla çok iyi yaptığını düşünüyorum. Çünkü ciddi rahatsızlığı var Özhan Canaydın'ın... Bu ciddi rahatsızlığın ömrünü kısaltmaması için stresten tamamen uzak, hatta stresten tamamen arınmış bir hayat yaşaması lazım. Galatasaray Başkanlığı ise günün 24 saati, gece başını yastığa koyduğun zaman dahil stresi devam eden bir iş. Şimdi Özhan Canaydın bu stresten kurtulur. Ailesini yanına alır, gezer, dolaşır, eğlenir, keyfine bakar. Bu bakımdan dostu olarak, arkadaşı olarak çok mutluyum. Ama Özhan Canaydın'ın kendi gidiyor ama bütün şeyleri Adnan Polat ile devam ediyor. Çünkü Adnan Polat kendi kafasındaki işlerden hiçbirini yapamadı. Galatasaray'a başkan olmak için Özhan Canaydın'ın desteği olması gerektiğini düşündü ve Özhan Canaydın'ın desteğini almak için de Özhan'ın bütün taleplerini kabul etti, bütün ödünleri verdi. Bunun en çarpıcı örneği Abdurrahim Albayrak. Şimdi şöyle bir hatırlayın; Galatasaray'da adı çok geçen 3 başkan adayı vardı: Adnan Polat, Adnan Öztürk, Taner Aşkın. Adnan Polat'ın arkasında Özhan Canaydın vardı, Adnan Öztürk'ün arkasında İnan Kıraç vardı. Taner Aşkın, Galatasaray'ın ben bildim bileli muhalifi ama bildim bileli de çok içten çırpınan bir Galatasaraylı. Kendi başına bu işe girdi.
EN İÇTEN GALATASARAYLI
Bu üç aday toplandılar işbirliği yapmak için. Taner Aşkın toplantıyı terk etti ve bir açıklama yaptı. Niye terk ettiğini anlattı. "Biz Galatasaray için neler yapabileceğimizi konuşmayı düşünürken, Adnan Polat bana dedi ki 'Bizim işe başladığımız gün sıcak paraya ihtiyacımız olacak. Ne kadar para verebilirsin.' Ben Galatasaray'a para vermeye değil, yönetmeye talibim. Derhal toplantıyı terk ettim." Şimdi düşüncesi bu olan birisinin Abdurrahim Albayrak'ı kenarda bırakmasına imkan, ihtimal yok. Mümkün değil. Abdurrahim Albayrak, 30 yıldır ben İstanbul'dayım, bu 30 yıl içinde tanıdığım en içten Galatasaraylı. Tanıdığım Selahattin Beyazıt, tanıdığım Alp Yalman, tanıdığım Ali Tanrıyar, tanıdığım Ali Uras, tanıdığım Faruk Süren, tanıdığım Mehmet Cansun, tanıdığım Özhan Canaydın... Bu saydığım başkanlar, dahil, tanıdığım en içten Galatasaraylı... "Galatasaray için ölür" derler ya bu öyle... Lafın gelişi değil, Galatasaray için ölür ve Abdurrahim Albayrak cebinde akrep olmayan ender Galatasaraylılardan. Para lazım olsun anında çıkarır verir. Bugün git yarın gel değil. Futbolcuya mı para lazım, amatör şubelerden birisine mi para lazım, kulübe mi para lazım, anında çırpınır. Böyle birisi. Yani Adnan Polat'ın yanına ilk alacağı adam... Ve Abdurrahim Albayrak ile anlaşıyorlar. "Tanıtım kokteylinde tek örnek kravat takılmasını istedi Adnan Polat. Benim takacağım sarı-kırmızılı kravatı da gönderdi. Ben o kravatı bağlarken, 'gelme' diye telefon geldi" diyor. Düşünebiliyor musunuz? Niye? Çünkü Özhan Canaydın ve onun arkasındaki lisecilere göre Abdurrahim Albayrak, Galatasaray'a yakışmayan bir kıro, bir maganda. Bunlar asiller, aristokratlar ya!..
ÖZTÜRK'Ü DE ALAMADI
Fatih Terim'i bile bu takımın başına yakıştırmayan adamlar ya bunlar!.. Zamanında Adnan Polat için de "Ne işi var yönetimde" diyenler ya!.. Damdan düşen değil mi Adnan Polat? Halden bilmesi lazım değil mi? Abdurrahim Albayrak'tan ne farkı vardı Adnan'ın? Bu liseciler zamanında... Şimdi onu kukla olarak kullandıklarının farkında değil! Albayrak'ı yönetimine alamadı. Aldıktan sonra vazgeçti. Çünkü liseciler onu istemedi. Liseciler istemezse olmaz!.. Adnan Öztürk'ü alamadı. Çünkü Özhan ağabeyi dedi ki "Adnan'a değil, Mehmet Helvacı'ya vereceksin ikinci başkanlığı..." Özhan ile İnan Kıraç bozuştular ya!.. Şimdi o zaman bu Adnan Polat nasıl bir Adnan Polat'tır? Yönetimi kuracak. Bu kukla bir yönetimdir, başından çürük başlamış bir yönetimdir. Özhan Canaydın'ın adamlarının hepsi hemen hemen sürüyor, hepsi devam ediyor. Değişen bir şey yok. Son zamanlarda söylediğim bir laf var. 'Şaka' diye alıyor millet: Doğrudur. "Bir gün herkes Fenerbahçeli olacak" diye bir laf var. O süreç başlamıştır. Çünkü yakında 'Galatasaray' diye bir şey kalmayacak. O zaman zaten herkes mecburen Fenerli olacak.
Fenerbahçe de bu fırsatı iyi değerlendiriyor. Tesisleşme, kurumsallaşma ve sportif başarı anlamında oldukça iyi bir yol kat etti.
Evet, olağanüstü iyi gidiyor. Olağanüstü iyi giderken, Galatasaray tepetaklak gitmektedir. Her şeyiyle. Denizli maçında futbol takımını gördünüz. Yönetimini de gördünüz. Bunun sorumlusu olan adam Adnan Polat. Ahmet Akcan'ı ve takımını izliyor olmak, Adnan Polat'ın bu kulübe neyi getirip neyi götüreceğini gösteriyor. Polat'ın en gözde olduğu branş değil mi futbol? Buyur işte!..
Akcan sahanın en iyisi Arda'yı kenara aldı!..
Detaya girmiyorum. Bu Ahmet Akcan yönetimini işbaşında tutan, bunca rezilliği göz göre seyreden, kendi kalesine golü atınca, utanmadan ayağa fırlayıp 'gol' diye sevinen Galatasaray Başkanı. Utandım. Televizyonda o final sahnesinde Adnan'ı seyrederken utandım. Ben olsam başımı öne eğerdim, yüzüm kızarırdı. Her maçın 90. dakikasında bir Denizli kalecisi çıkmaz. Bitmiş Galatasaray... Bitmiş. Yönetimiyle bitmiş, oyuncusuyla bitmiş, futbol oynayan adam yok. Galatasaray'ın maç boyunca 9 korneri var, 5'ini farklı oyuncu atmış. Böyle bir şey olur mu? Fenerbahçe'nin her kornerinde gol tehlikesi doğarken, Galatasaray korner çalışması yapmamış. Sen mükemmel futbol oynarsın, allak bullak edersin rakibi de duran topa ihtiyacın olmaz. Duran topa kim vuracak belli değil, korneri kim atacak belli değil! Elle attığı taçların yüzde 80'i rakibe gidiyor. Taç atmayı bilmiyor bu takım!.. Olacak şey değil. Adnan Polat bu takımla iftihar edecek ve ondan sonra Galatasaray'ı kurtaracak. Hadi canım sende!..
25 Mart 2008 09:49 · ahmet.fatih1
· Etiketler
futbol
,
futbol haberleri
,
hıncal uluç fenerbahçe
,
spor
,
spor yazarları
İşte Hıncal Uluç'un Fotomaç Gazetesi'ndeki köşe yazısı...
Polat, Canaydın'ın kuklası, maketi, olarak göreve devam ediyor. Onun desteğini almak için bütün taleplerini kabul etti
Damdan düşen değil mi Polat? Albayrak'tan ne farkı var? Halden anlaması lazımdı ama liseciler istemeyince listesine almadı
"Bir gün herkes Fenerbahçeli olacak" diye bir laf var. O süreç başlamıştır. Çünkü yakında 'Galatasaray' diye bir şey kalmayacak
Karşısında güçlü bir aday olmamasına karşın Adnan Polat, seçimde oy kullanan 2653 üyeden 2148'inin oyunu almayı başardı. Bu, Polat'a karşı bir güvenoyu mudur?
Adnan Polat'tan değil de Özhan Canaydın'dan konuşalım.
Adnan Polat, Özhan Canaydın'ın kuklası, maketi, maskotu olarak göreve devam etmektedir. Durum daha birinci günden belli oldu. Özhan Canaydın başkanlığı bıraktı, iyi de etti. Ben Hıncal Uluç olarak, onun 30 yıllık bir dostu olarak en azından sağlığı açısından, bu işi bırakmakla çok iyi yaptığını düşünüyorum. Çünkü ciddi rahatsızlığı var Özhan Canaydın'ın... Bu ciddi rahatsızlığın ömrünü kısaltmaması için stresten tamamen uzak, hatta stresten tamamen arınmış bir hayat yaşaması lazım. Galatasaray Başkanlığı ise günün 24 saati, gece başını yastığa koyduğun zaman dahil stresi devam eden bir iş. Şimdi Özhan Canaydın bu stresten kurtulur. Ailesini yanına alır, gezer, dolaşır, eğlenir, keyfine bakar. Bu bakımdan dostu olarak, arkadaşı olarak çok mutluyum. Ama Özhan Canaydın'ın kendi gidiyor ama bütün şeyleri Adnan Polat ile devam ediyor. Çünkü Adnan Polat kendi kafasındaki işlerden hiçbirini yapamadı. Galatasaray'a başkan olmak için Özhan Canaydın'ın desteği olması gerektiğini düşündü ve Özhan Canaydın'ın desteğini almak için de Özhan'ın bütün taleplerini kabul etti, bütün ödünleri verdi. Bunun en çarpıcı örneği Abdurrahim Albayrak. Şimdi şöyle bir hatırlayın; Galatasaray'da adı çok geçen 3 başkan adayı vardı: Adnan Polat, Adnan Öztürk, Taner Aşkın. Adnan Polat'ın arkasında Özhan Canaydın vardı, Adnan Öztürk'ün arkasında İnan Kıraç vardı. Taner Aşkın, Galatasaray'ın ben bildim bileli muhalifi ama bildim bileli de çok içten çırpınan bir Galatasaraylı. Kendi başına bu işe girdi.
EN İÇTEN GALATASARAYLI
Bu üç aday toplandılar işbirliği yapmak için. Taner Aşkın toplantıyı terk etti ve bir açıklama yaptı. Niye terk ettiğini anlattı. "Biz Galatasaray için neler yapabileceğimizi konuşmayı düşünürken, Adnan Polat bana dedi ki 'Bizim işe başladığımız gün sıcak paraya ihtiyacımız olacak. Ne kadar para verebilirsin.' Ben Galatasaray'a para vermeye değil, yönetmeye talibim. Derhal toplantıyı terk ettim." Şimdi düşüncesi bu olan birisinin Abdurrahim Albayrak'ı kenarda bırakmasına imkan, ihtimal yok. Mümkün değil. Abdurrahim Albayrak, 30 yıldır ben İstanbul'dayım, bu 30 yıl içinde tanıdığım en içten Galatasaraylı. Tanıdığım Selahattin Beyazıt, tanıdığım Alp Yalman, tanıdığım Ali Tanrıyar, tanıdığım Ali Uras, tanıdığım Faruk Süren, tanıdığım Mehmet Cansun, tanıdığım Özhan Canaydın... Bu saydığım başkanlar, dahil, tanıdığım en içten Galatasaraylı... "Galatasaray için ölür" derler ya bu öyle... Lafın gelişi değil, Galatasaray için ölür ve Abdurrahim Albayrak cebinde akrep olmayan ender Galatasaraylılardan. Para lazım olsun anında çıkarır verir. Bugün git yarın gel değil. Futbolcuya mı para lazım, amatör şubelerden birisine mi para lazım, kulübe mi para lazım, anında çırpınır. Böyle birisi. Yani Adnan Polat'ın yanına ilk alacağı adam... Ve Abdurrahim Albayrak ile anlaşıyorlar. "Tanıtım kokteylinde tek örnek kravat takılmasını istedi Adnan Polat. Benim takacağım sarı-kırmızılı kravatı da gönderdi. Ben o kravatı bağlarken, 'gelme' diye telefon geldi" diyor. Düşünebiliyor musunuz? Niye? Çünkü Özhan Canaydın ve onun arkasındaki lisecilere göre Abdurrahim Albayrak, Galatasaray'a yakışmayan bir kıro, bir maganda. Bunlar asiller, aristokratlar ya!..
ÖZTÜRK'Ü DE ALAMADI
Fatih Terim'i bile bu takımın başına yakıştırmayan adamlar ya bunlar!.. Zamanında Adnan Polat için de "Ne işi var yönetimde" diyenler ya!.. Damdan düşen değil mi Adnan Polat? Halden bilmesi lazım değil mi? Abdurrahim Albayrak'tan ne farkı vardı Adnan'ın? Bu liseciler zamanında... Şimdi onu kukla olarak kullandıklarının farkında değil! Albayrak'ı yönetimine alamadı. Aldıktan sonra vazgeçti. Çünkü liseciler onu istemedi. Liseciler istemezse olmaz!.. Adnan Öztürk'ü alamadı. Çünkü Özhan ağabeyi dedi ki "Adnan'a değil, Mehmet Helvacı'ya vereceksin ikinci başkanlığı..." Özhan ile İnan Kıraç bozuştular ya!.. Şimdi o zaman bu Adnan Polat nasıl bir Adnan Polat'tır? Yönetimi kuracak. Bu kukla bir yönetimdir, başından çürük başlamış bir yönetimdir. Özhan Canaydın'ın adamlarının hepsi hemen hemen sürüyor, hepsi devam ediyor. Değişen bir şey yok. Son zamanlarda söylediğim bir laf var. 'Şaka' diye alıyor millet: Doğrudur. "Bir gün herkes Fenerbahçeli olacak" diye bir laf var. O süreç başlamıştır. Çünkü yakında 'Galatasaray' diye bir şey kalmayacak. O zaman zaten herkes mecburen Fenerli olacak.
Fenerbahçe de bu fırsatı iyi değerlendiriyor. Tesisleşme, kurumsallaşma ve sportif başarı anlamında oldukça iyi bir yol kat etti.
Evet, olağanüstü iyi gidiyor. Olağanüstü iyi giderken, Galatasaray tepetaklak gitmektedir. Her şeyiyle. Denizli maçında futbol takımını gördünüz. Yönetimini de gördünüz. Bunun sorumlusu olan adam Adnan Polat. Ahmet Akcan'ı ve takımını izliyor olmak, Adnan Polat'ın bu kulübe neyi getirip neyi götüreceğini gösteriyor. Polat'ın en gözde olduğu branş değil mi futbol? Buyur işte!..
Akcan sahanın en iyisi Arda'yı kenara aldı!..
Detaya girmiyorum. Bu Ahmet Akcan yönetimini işbaşında tutan, bunca rezilliği göz göre seyreden, kendi kalesine golü atınca, utanmadan ayağa fırlayıp 'gol' diye sevinen Galatasaray Başkanı. Utandım. Televizyonda o final sahnesinde Adnan'ı seyrederken utandım. Ben olsam başımı öne eğerdim, yüzüm kızarırdı. Her maçın 90. dakikasında bir Denizli kalecisi çıkmaz. Bitmiş Galatasaray... Bitmiş. Yönetimiyle bitmiş, oyuncusuyla bitmiş, futbol oynayan adam yok. Galatasaray'ın maç boyunca 9 korneri var, 5'ini farklı oyuncu atmış. Böyle bir şey olur mu? Fenerbahçe'nin her kornerinde gol tehlikesi doğarken, Galatasaray korner çalışması yapmamış. Sen mükemmel futbol oynarsın, allak bullak edersin rakibi de duran topa ihtiyacın olmaz. Duran topa kim vuracak belli değil, korneri kim atacak belli değil! Elle attığı taçların yüzde 80'i rakibe gidiyor. Taç atmayı bilmiyor bu takım!.. Olacak şey değil. Adnan Polat bu takımla iftihar edecek ve ondan sonra Galatasaray'ı kurtaracak. Hadi canım sende!..
24 Mart 2008 12:46 · ahmet.fatih1
· Etiketler
futbol
,
galatasaray yazarları
,
levent tüzemen
,
spor
,
spor yazarları
,
turgay şeren
LEVENT TÜZEMEN: AKCAN'LA OLMAZ (SABAH)
Galatasaray iki sezondur Denizli'yi Ali Sami Yen'de yenemiyordu. Tarihin tekerrür edeceği bir maçı Denizli'nin eski futbolcusu Servet kurtardı. İkinci yarısı nefeslerin durduğu, tansiyonların tavan yaptığı bir mücadele izledik.
Büyük maçlara kafaca ve taktik olarak iyi hazırlanan Güvenç Kurtar, Denizli'yi çok akıllı oynattı. Ahmet Akcan'ın çıkardığı ilk kadro yanlıştı. Haftalardır formsuz olan Barış'ı oynatması hataydı. Maç eksiği olan Okan'ı da tercih etmesi riskliydi.
Bu kadar sakat varken Serkan neden oynamaz anlamıyorum. Barış çıkıp Serkan girdikten sonra Galatasaray sağ taraftan hızlı kanat bindirmeleriyle etkili oldu. Sahada beraberliğe razı olmayan Servet hücuma destek vermesinin, çok çalışmasının ve takipçiliğinin bedelini attığı golle aldı. Çobansız sürüyü kurt kaparmış. Kalli ya gelecekse gelsin ya da takımın başına bir hoca getirilsin. Çünkü kalan 7 hafta Ahmet Akcan'la kabus olur.
EMRAH KAYALIOĞLU: KOVANIN SAHİBİ AKCAN'MIŞ (SABAH)
Galatasaray, UEFA Kupası'nda mucizevi bir şekilde gruptan çıktığında "Kalli'nin balı" demiştik. Ama dün bu sözümüzü geri almamız gerektiğine inandık. Bir 'bal'dan söz edilecekse, Kalli'yi işin içine karıştırmanın anlamı yok. Dün Galatasaray çalışkan ismi Servet ile öyle bir galibiyet golü attı ki; akşam üstü Trabzon'un Kayseri'den yediği gol halt etmiş. Kovanın sahibi Ahmet Akcan'mış meğer!
Ama arıları da unutmayalım. Galatasaray'da bütün futbolcular ikinci yarıda kazanmayı isteyerek oynadı.
Liderin yenildiği, Galatasaray camiasının arzulanan konsensusu kongre öncesi olmasa da sandıkta bulduğu hafta sonunda sarıkırmızılı ekip puan kaybetmedi. Kalan 7 maçın 5'i İstanbul'da. Deplasmanların biri Gençlerbirliği, diğeri de Sivas. Kağıt üstünde bir fikstür avantajı söz konusu. Polat'ın seçimi kazanmasının ardından hırs ve arzunun da geri geldiği görülüyor. Devam eder mi, bilinmez! Ama kördövüşü gibi futbolla bu fikstürü avantaja çevirmek çok zor.
TANJU ÇOLAK: ASLAN'A PİYANGO (FOTOMAÇ)
Ankara'daki Gençlerbirliği maçında mağlup olan kadrodan sürpriz olarak aylardır oynamayan bir Okan Buruk vardı sahada. 'Ahmet hoca, vardır bir bildiğin. Maçın seyrine göre söylerim düşüncemi' dedim.
Bu maçın sürpriz ismi Okan ön direkte topla çok iyi buluştu ve beraberlik golüne imza attı. Böylece Ahmet hocanın bildiği ortaya çıktı. Aslanları canlandıracak gol gelmişti artık. 12. adamını da arkasına alarak, baskılı oyun için her şey mevcuttu. İlk yarı Aslan uykuda idi. Kanatları ve hücum gücü çok zayıf, pozisyon zenginligi yoktu. Orta alanda yine etkili pas ve ileriye ara pasları yoktu. İkinci vitesten 3 ve 4. vitese geçemeyen bir otomobil gibi tekledi durdu.
Denizli kalesinde devleşen Souleymanou, Volkan'ın ortasında Ümit Karan'ın anlaşılmaz kafa topunu elinden kaçırdı. Ve ona en yakın Servet, topa dokununca sahalarımızda ender görülen bir gol ortaya çıktı. O dakiya kadar süper oynayan Souleymanou, elleriyle maçı Galatasaray'a sundu. Sonuç olarak; kâbus dolu bir gece... Souleymanou'nun ellerinden Aslan'a çıkan piyango uzun süre hafızalarımızda kalacak, ilerleyen haftalarda çok konuluşacak.
ZAFER ERTEM: SERVET HAYAT VERDİ (FOTOMAÇ)
G.Saray'ın hafta içinde Türkiye Kupası'nda G.Birliği'ne yenildiği maçı izleyen biri olarak Denizli maçı öncesi ciddi endişelerim vardı. Çünkü Denizli ligin en rahat takımlarından biri. Düşme korkusu yok, isterse çok rahat kapanabilen ve rakibe kolay kolay pozisyon vermeyen, iyi bir kontratak takımı.
Akcan iyileşen Hakan Şükür ile Mehmet Topal'a forma vermiş, sürpriz şansını Okan Buruk'tan yana kullanmıştı. Okan'ın sadece attığı gole şapka çıkarıyorum. Onun ötesinde yalan koşularla, amaçsız bindirmelerle maçı idare ettiğine inanıyorum.
Sahada en çok yırtınan en çok mücadele eden Servet "Bu maç kazanılacak" dedi son 10 dakikada rakip kale önünde adeta çadır kurdu, işi bitirdi. Her şeye rağmen G.Saray'ın işi zor. Bence zirvedeki 4 takımın en kötüsü G.Saray. 2000 ruhu geri gelmezse bu G.Saray'dan çifte şampiyonluk beklemek hayal.
BÜLENT TULUN: İNANCIN ZAFERİ (FOTOMAÇ)
Bir süredir antrenörsüz kalan Galatasaray, kötü bir G.Birliği mağlubiyeti sonrası Beşiktaş'ın 3 puan kaybettiği ve liderlik olanağının kendi elinde olduğu Denizli maçına büyük bir seyirci desteğiyle çıktı.
Maç 1-1'e geldikten sonra elindeki mevcudu ve değişiklikleri Feldkamp'tan çok daha akıllı, doğru kullanan Ahmet Akcan, bence belki maçı da çevirdi. Kendisine tercüman lakabı takılan, 2. Lig'de bazı takımları küme düşürdüğü için sık sık kamuoyunda küçümsenen bu arkadaşımız bence Feldkamp'tan çok daha iyi.
Özellikle son 30 dakika bütün oyun Denizlispor yarı sahasına yıkıldı ve Servet ile beraber her ortada ceza sahasının içinde en az 5 Galatasaraylı vardı. Televizyondaki spor saatlerinde bazen komik ve trafik gollere yer veren programlar vardır. Orada seyrettiğimiz, bazen tebessüm ettiğimiz, bazen de güldüğümüz goller kategorisine rahatça girebilecek bir golle maç kazanıldı. Ama bu golün 30 dakika evvelinden sahada müthiş bir alın teri, pres, dayanışma ve inanç vardı. Nefes nefese girilen son 7 haftada artık başa oynayan ekiplerden iyi oyun değil, galibiyet beklenmeli. Kalli geri dönmezse Galatasaray'ın şansı büyük.
İLHAN SÖYLER: 1 SANİYELİK HATA (HÜRRİYET)
Ahmet Akcan oyunun ikinci bölümünde baktı ki sağ kanatta Barış pike yapıyor, biraz geç de olsa hemen tersliğin farkına varıp Serkan Çalık'ı sahaya sürdü.
İşte bu dakikadan sonra Galatasaray kanat çırpmayı başardı. Ancak Galatasaray'ın hücum botları görevini iyi yapamadı. Hakan Şükür ve Ümit Karan kendilerine yapılan servislerin hakkını veremedi. Kaleyi görmek isteyen ve akıllı oynayan tek kişi Mehmet Topal idi.
Hatalar yapan Ahmet Akcan'ı dün gece kaleci Souleymanou kurtardı. 90 dakika savaşan Denizli kalecisinin 1 saniyelik hatası hem Akcan'ı ipten aldı, hem de G.Saray'ı büyük bir kayıptan kurtarıp zirveye bağladı. Bence Galatasaraylı futbolcular Souleymanou'nun eldivenlerini alıp saklasınlar. 2 sene önce F.Bahçe'yi son hafta çelmeleyerek G.Saray'ı şampiyon yapan Denizli, Cimbom için aynı film yeniden vizyona sokabilir.
MUSTAFA DENİZLİ: NEREYE KADAR!.. (MİLLİYET)
Galatasaray için son haftalarda ne yazılır hakikaten bilemiyorum. Dünyanın herhangi bir futbol ülkesinde, sıradan insanlarla sohbet etsem ve "Bir takım, bir stoper ve bir orta saha oyuncusuyla şampiyonluğa oynayabilir mi?" diye sorsam. Herhalde bu insanlar yüzüme bakıp, "Galiba bizimle kafa buluyor" diye düşünürler. Bu soruya dünyada bir kişi bile, "Evet oynayabilir" cevabı verebilir mi? Bunu söylemek için insanın biraz 'saftorik' olması lazım. Ama Galatasaray bunu başarıyor. Hem de gözlerimizin önünde başarıyor.
Zemin de iyi futbol oynamaya çok elverişli değil, ancak Galatasaray oturmuş bir oyun planıyla, takım oyunuyla sahada görünmüyor. Bunu bir türlü gösteremediği için de sıkıntı yaşıyor. Çekirge bir atlar, iki atlar. Fakat sonunda ne yapar bunu bilemiyoruz. Galatasaray öyle veya böyle kendisini şampiyonluk potasında tutan bir skor aldı, ama futbol olarak şampiyonluk görüntüsünden uzak değil, çok uzak..
TURGAY ŞEREN: OLMADI DERKEN ÜÇ PUAN GELDİ (AKŞAM)
Galatasaray için çok zor bir galibiyet oldu. İlk 45 dakikada ne Galatasaray ne de Denizlispor hiçbir varlık gösteremedi. Sadece güzel iki gol vardı, o kadar.
Ta ki ne zamana kadar biliyor musunuz! Oyunun bitimine 2 dakika kalana kadar. O ana kadar kalesini gayet iyi koruyan kaleci Souleymanou, büyük bir hata yaptı. Kendi kalesi önünde olan büyük karışıklığa müdahale edemedi.
O sırada Ümit Karan kafayı vurdu. Souleymanou, yükseldi, direğin üzerinde bir süre duran topu yere düşerken kontrol etmeye çalıştı. Ancak başarılı olamadı, elinden kaçırdı.
Bu sırada sahanın yıldızı olan Servet, kafayı çaktı. Top, Galatasaray'ın galibiyet golü olarak Denizlispor'un kalesine girdi.
Ve Sarı-Kırmızılılar "Kaybediyor" dediğimiz iki puanı şans golüyle kurtardı. Aldığı üç puan ile lider olamadı ama rakiplerine gözdağı verdi...
23 Mart 2008 11:00 · ahmet.fatih1
· Etiketler
beşiktaş
,
beşiktaş yazarları
,
futbol
,
spor
,
spor yazarları
KAZIM KANAT: HATALAR SERİSİ (SABAH)
Hakemlikte kural şudur: Son yapılan değil, ilk yapılan hareket önemlidir. İşte bu nedenle Hakan Sivriservi affedilmez hakemlik hatası yapmıştır. Şöyle:
A-Beşiktaş ceza alanına yüklendiğinde topa hareketlenen Ekrem Ekşioğlu, arkadan sarılarak Bobo'yu ısrarla tuttu. Bobo ellerini kaldırıp yardımcı hakemden yardım istedi. İtme ve çekmenin adı penaltıdır.
B-Bobo baktı ki yardımcı "Devam" diyor. O da bu faullü markajdan kurtulmak için Ekşioğlu'nu önce itti; sonra da çok güçlü iterek (kasıtlı yumruk yok!) düşürdü. Bunun adı faul ve Bobo'ya sarı karttır. (F.Bahçe maçında oynamasın diye mi!)
Hakem Sivriservi'nin yanlış yorumu (yardımcı Orkun Aktaş'tan görüş bile almadı) maçın kaderini belirleyince bunları yazmak zorunda kaldım. Bilesiniz diye. Çünkü bugün medyadaki 4 hakem uzmanı (Çakar, Toroğlu, Tokat ve Yavuz) bu pozisyon için 4 ayrı görüş yazacaklar. Siz de "Ben kime inanacağım" diyeceksiniz. En iyisi bana inanın.
AHMET ÇAKAR: SORUMSUZ BOBO (SABAH)
Bir futbolcu düşünün yaptığı aptalca ve sorumsuzca bir hareketle takımını yakıyor. Beşiktaş şampiyonluğa giderken ve geride sadece yedi hafta kalmışken bir oyuncusunun böylesine bir davranışı kabul edilemez. Göstere göstere, üstelik takımı hücum ederken hakemin gözü önünde "Gör de beni at" dercesine hareket yapıyor.
Beşiktaş, dün gece maça kötü başladı. Üstelik defans hatasından kaynaklanan pis de bir gol yedi. Beşiktaş şampiyonluğu kaybederse bunun baş sorumlusu kendini birşey zanneden, kabadayı gibi oynamayı futbol oynamak zanneden sorumsuz oyuncularıdır.
Hakem Hakan Sivriservi, çok iyi bir maç yönetti. Kimse 'hakem' demesin. Verdiği kararların çoğu isabetli. Bobo'yu haklı attı. Ve Bobo'ya gösterdiği kırmızı karttan sonra da, bu kararının altında ezilmedi. Kısaca belki de hakem, sahanın en başarılı isimlerinden biriydi.
İLKER ATEŞ: BOBO'NUN İHANETİ (FOTOMAÇ)
Final gibi bir maça doğru böylesine bir sorumsuzluğu Bobo gibi çok önemli bir gol silahı yapıyorsa artık gerisini siz düşünün. Bobo'nun ihaneti Beşiktaş'a maçı kaybettirmekle kalmadı, o yumruk belki de Beşiktaş'ın şampiyonluk umutlarını uçurup götürecek. Bobo'nun atılması Ertuğrul Sağlam'ın bütün oyun planlarını bozdu.
Bobo, bu kolayın önüne unutulmayacak bir taş koydu ve arkadaşlarını tam 50 dakika çaresizliğe sürükledi. Bu Gordon'u nihayet çözmeye başladım. Anladım ki bulunmaz Hint Kumaşı değil. Kademesi zayıf, geri pasları Beşiktaş tribünlerinin yüreğini ağzına getiriyor. Onun hatalarından eğer bir fazla Belediye golü olmadıysa bu, Beşiktaş'ın dünkü maçta tek şansı oldu.
Bu maç Bobo'nun ilk kez yaptığı, telafi edilmez bir ihanet belgeseli olarak galiba Beşiktaş tarihine geçecek. Günlerce bütün arkadaşlarından özür dilemek zorunda. Ya da Bobo ilerleyen haftalarda bu sorumsuzluğunu tek başına maç alarak kurtarırsa belki affa uğrayacak. Beşiktaş'ın Olimpik gecesi belki de altın madalyayı kaçırdığı bir gece olacak.
TURGAY DEMİR: DÜZEN BOZULUNCA (FOTOMAÇ)
Sakat ve cezalı oyuncuları nedeniyle Serdar Özkan'dan ön libero yapmak zorunda kalan Beşiktaş, oyunun ilk dakikalarında inanılmaz hatalar yaptı. Serdar Özkan önde basmak yerine seyredince stoperler Gökhan ve Gordon bu işi üstlenmeye çalıştı.
Necati ve İbrahim gibi tehlikeli forvetleri olan Belediye karşısında onbire onbir durumda dahi etkili olamayan Beşiktaş, bir de eksik kalınca çıkmaz sokakta buldu kendini. Hemen belirtelim, Bobo oyunda kaldığı süre içinde de etkili değildi, dolayısıyla hakemden önce Ertuğrul hoca onu dışarı almış olsa belki de yenilgi olmayacaktı.
Sonuç olarak Beşiktaş yenilgiyle yaşadığı puan kaybıyla şampiyonluk yarışında önemli bir avantajı kaybetti. Artık kendisinin kazanması yetmez rakiplerinin de kaybetmesi gerek. Kartal ayağındaki topu rakiplerine verdi, işin özeti bu. Artık Fenerbahçe ile oynanacak maç olmak ya da olmamak anlamını taşıyor, Beşiktaş'ın kazanmaktan başka şansı yok.
08 Mart 2008 13:27 · ahmet.fatih1
· Etiketler
beşiktaş
,
gençlerbirliği galibiyeti
,
kazım kanat
,
spor yazarları
KAZIM KANAT: 2 gol de ölü toplardan (SABAH)
Beşiktaşlı futbolcuların maça asıldığı ikinci devredeki dört olaya dikkat çekiyorum:
A-Beşiktaş, oyunu rakip sahaya yıkarak gol için her şeyi denedi. Sağlam, sistem içinde risk aldı. Bobo'yu alarak üçlü hücuma döndü. Karadeniz de oyuna girdi. Bir tane bile yan orta yapacak cephanecin yoksa, bombacılar ne yapsın? (Rico Paşa niye unutuldu?)
B-Gençlerbirliği asla teslim olmadı. Çok adamla saldırdı. Savunmada, 'taktik faullerle' Tello ve Delgado'yu dövdüler.
C-Maçın kahramanı İbrahim Toraman olabilirdi. Harika bir gol attı. Ama Kerem Sares'in attığı golde topa basmalıydı.
D-Bobo'nun golü 3 puanı getirdi. Ama şunu da tartışalım. İki gol de ölü toptan geldi. Elbette Tello'nun frikikleri harika; Toraman ve Bobo'nun topu takipleri güzel. Ama gol sorunu çözülmeli. Dikkat!
AHMET ÇAKAR: 4 SANİYE VE 2 PUAN (SABAH)
Bu kaçıncı? Beşiktaş son dakikalarda kazanmaya devam ediyor. Dün gece de bitime 4 saniye kala golü bulup maçı aldılar. Belki de bu 4 saniye Beşiktaş'a şampiyonluğu getirecek. Çünkü 4 saniyenin değeri 2 puan. Ligin bitmesine çok az hafta kala, bu kadar küçük farklar varken 2 puanın değeri tartışılmaz.
Bir stoper ceza alanında çıktığı topu yaya doğru değil, çapraza vurur. Bu temel kuralı Baki elbette biliyor ama niye uygulamıyor? Ahlar vahlar arasında yenen bir gol futbolu daha da bozdu. Maç tam berabere bitiyordu ki, bir kornerde oluşan karambolde Bobo hem galibiyet hem de belki şamp....luk golünü attı. Sonuçta artık böyle maçlarda futbolu değil skoru eleştirmek lazım. Stres çok büyük, rekabet de öyle. Üstelik puan farkı o kadar az ki.
Gelelim Yunus Yıldırım'a. Bana göre çok, hem de çok iyi maç yönetti. Hem maçı yönetti hem de maçı yakabilecek bir yardımcı hakem kararını refüze ederek doğruyu yaptı. 90. dakikada Serkan Akarca, penaltı kararı verdi. Bayrağı kaldırdı ve göğsüne götürdü. Pozisyon ona göre penaltıydı. Bunu Beşiktaşlılar da farketti ama Yunus Yıldırım pozisyonu öyle iyi gördü ki "Kabul etmiyorum böyle yardımcı hakem penaltısını" dedi ve pozisyonu devam ettirdi. Çok da doğru yaptı.
CENK ATILGAN: KALDI 9 MAÇ! (FOTOMAÇ)
İlk 20 dakika geçildiğinde Delgado'nun, orta sahada topu oyunda tutamaması nedeniyle Beşiktaş forvetleri meşin yuvarlakla bir türlü bulaşamadı. Aynı periyotta kırmızı-siyahlılar ise rakip üzerlerine gelmeyince, hücum hattını iyice kalabalıklaştırdı. Beşiktaş bozuk zemin nedeniyle topu oyuna savunmadan sokmak yerine, Rüştü'nün bir türlü yerine ulaşmayan degajlarıyla oyuna başlıyordu. Ancak Nobre ve Holosko'nun başında ikişer kişi olduğundan, havadan gelen tüm toplar, geldiği gibi geri dönüyordu.
Uzatma dakikalarında yardımcısının penaltı uyarısını dikkate almayan hakem Yunus Yıldırım'a en güzel yanıtı üçüncü pençe Bobo verdi. Beşiktaşlı futbolcular şampiyonluk turunun provasını Ankara'da attı... Siyah-beyazlılar bu galibiyetle şampiyonluk yolundaki 10 basamaklı merdivenlerden birini daha düşmeden çıktı. Kaldı 9 maç!..
İLKER ATEŞ: BUNUN ADI MUCİZE (FOTOMAÇ)
Galiba melekler Beşiktaş'ı sezon sonu yaklaşırken koruma altına aldı. Eğer böyle bir yardım olmasa Beşiktaş'ın bu zorlu deplasmanı galibiyetle bitirmesi mucize olacaktı. Mucize uzatmanın son dakikasında Bobo ile gerçekleşti. Böylece 4 yıl sonra gelen liderlik Ankara'da da devam etti.
Siyah- beyazlı futbolcular maça lider olarak çıktıklarını yeni fark etmişlerdi. Tello ve Delgado oyunu rakip sahaya yıkarken golün geleceği Delgado'nun direkten dönen şutundan belliydi. Son iki haftanın flaş ön liberosu İbrahim Toraman çok şık bir gol atarak Beşiktaş'a derin bir nefes aldırdı.
Maçın hakemi Yunus Yıldırım'a gelince... İki Beşiktaş penaltısını atladı. Birincisinde İbrahim Toraman'ın korner atılırken yaka paça yere indirilişini fark edemedi. İkincisinde ise Bobo'ya yapılan hareketi yardımcısı gördüğü halde Yunus Yıldırım hiç oralı olmadı. Eğer maç berabere bitse bütün bir hafta Yıldırım fırtınası kopacaktı. Bobo, hakemi de kurtardı!